23 Temmuz 2015 Perşembe

2014-2015 Fantasy Premier League Değerlendirmesi

Uzun zamandır oynamakta olduğumuz Fantasy Premier League'in  2014-2015 sezonu, tartışmaya yol açmayacak bir şekilde tatsız ve rekabetten uzak geçti. Tablo aşağıda. 

Bunu "Caretaker İbo" ve gönülsüz "True King'in" hemen üzerinde yani ligi sonuncu bitirdiğim için söylemiyorum. Bir önceki sezon benim için daha acı vericiydi (25 puanla şampiyonluk kaçmıştı) ancak oldukça keyifli bir şampiyonluk mücadelesi izlemiştik. Nedenleri hemen sıralayayım:

1- Yahoo sitesinde ortaya çıkan aksaklıklar nedeniyle takım kurulamaması, ucuza oynatılan adamların mecburen takımdan çıkarılması sonucu ortaya çıkan zarar. (Mance Rayder, Oberyn Martel) 
2- Yine aynı şekilde Yahoo'nun birkaç kilit oyuncunun fiyatı üzerinde yaptığı/yapamadığı düzenleme sonucunda bundan çok ciddi avantajların sağlanması ve lig/transfer dengesini bozması. (Master Of Coins-4 liraya oynatılan A. Sanchez)
3- Draftların lig başlamadan önce yapılması nedeniyle beklenmedik oyuncuların inanılmaz performans göstermesi/puan getirmesi (Master Of Coins-C.Austin)
4- Rica minnet usulüyle lige dahil olduktan sonra ligle hiç ilgilenmeyen oyuncuların varlığı (Mavera/Caretaker)
5- Sezon boyunca karar alma mekanizmalarında ortaya çıkan problemler, oylama sistemindeki sakatlıklar ve olaylara anında müdahale edilememesi
6- Tüm bu sorunlar nedeniyle bazı oyuncularda ortaya çıkan genel keyifsizlik ve küskünlük.

Sezon başlamadan önce yapılan draftın ardından bir araya gelinmiş ve oyuncuların kadroları değerlendirilmişti. Sezon boyunca takasları dikkate alsak bile sezon sonundaki tablo ile bu değerlendirmeler arasında uçurum vardı. Örneğin kalece tercihi nedeniyle darbe yiyeceği düşünülen Hodor, Mourinho'nun tercihi sonrasında sorun yaşamadı. Ya da ortasaha tercihleri beğenilmeyen True King'in draft ettiği futbolcular çok iyi performans gösterdi. Sadece D. Costa ile olmaz dediğimiz Gongem United'ın belki de en sorunsuz mevkisi forvet oldu.

Temelde başarı -bizim oynadığımız sistem için söylüyorum- 4 ana etkene bağlı: 
1- İsabetli draft: Bu husus başarının %50'sini oluşturuyor. Burada en önemli unsur tecrübe ve rasyonellik. Duygusal tercihlerin sıklıkla hüsran getirdiği defalarca tecrübe edildi. Puan getireceği belli adamlara yönelmek, sakatlığa meyilli olanlardan mümkün mertebe kaçınmak, alınan adamın oynadığı takımın göstereceği performansı kestirebilmek gerekiyor. Ben sadece arap topçu alırım, genç ingiliz dışında kimseye yanaşmam, Liverpoollu olsun da taştan olsun yaklaşımları sadece ve sadece başarısızlık getirir.
Başarıya olan etkisi çok büyük olan isabetli draft hususunda Master of Coins'in yeteneği yadsınamaz. Zaten burada ortaya konan performans ligi şekillendiren temel unsur. Bu bağlamda Mavera/Caretaker İbo, Valar Morghulis ve Mance Rayder'in çok kötü draft yaptıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.
2- Doğru transfer: Başarıya etkisi % 25. Draftta istediğinizi alamamış olabilirsiniz. Ya da aldığınız adamlar beklediğiniz performansı göstermiyor. Ya da bazı mevkilerde yığılmalar var. İstediğiniz zaman transfer yapabilirsiniz. Tek amacınız kazık yememek olmamalı. Çünkü bu mantıkla elde edebileceğiniz tek şey, yerinizde saymak olacaktır. Tabi ipin ucunu da kaçırmamak gerekiyor. Belli mevkiler için yana yakıla adam arayanı bulduğunuz zaman fırsatı değerlendirin. Mesela ortasahaya sıkışmış adama Larssonu verip, karşılığında Ings+Pantilimon'u almanız işten bile değil! Doğru transfer konusunda geçtiğimiz sezon akıllarda yer etmiş tek isim var. Oberyn Martell.
3- Takımların/futbolcuların gösterdikleri performans: Başarıya etkisi %20. Küme düşen QPR'nin, sezon başında 3. forveti olarak görülen C. Austin 18 gol atması, ilk onbir oynayıp oynamayacağı belli olmayan Cazorla'nın Mesut'un kötü performansı nedeniyle yıldızlaşması, 192. sırada alınan Fonte'nin olağanüstü performans göstermesi, 2. turda alınan Howard'ın rezalet performansı en bariz örnekler. Bundan en çok ekmek yiyen ise Master Of Coins oldu.
4- Teknik direktör tercihleri: İsabetli draft'ın alt başlığı olarak da incelenebilinecek olan bu hususun etkisi % 5. 4. sıradan alınan F. Luis'in sadece 9 maç ilk onbirde sahaya çıkması, W. Szczesny'nin hocası tarafından kesilerek yerine Ospina'nın geçmesi, Rooney'nin ortasaha oynatılması vb.

Bu genel değerlendirmelerin ardından oyuncuların genel performanslarına bakalım.
Master Of Coins: Öyle ya da böyle şampiyon oldu. Ne sadece bal, ne de sadece tecrübe bu başarıyı getirdi. İkisinin ideal karışımı sonucunda ligi açık ara farkla kazanarak, sezon öncesi neden favori olduğunu bir kez daha gösterdi.
Akıllarda kalanlar: 4 liralık A. Sanchez, C. Austin, Cazorla, 5 kaleci.
VF Beerbarons: Şampiyon lakaplı arkadaşımız yine bilinen taktiğini sergiledi: Sezon başında vasat performans gösterir; sezon ortasına doğru vitesi büyütür ve siz daha ne olduğunu anlamadan sezon sonunda bir de bakmışsınız ki sizi geçmiş. Sırrı hala çözülebilmiş değil. Hakkındaki, artık efsaneleşmiş kalıbı kullanmak isterim. Lampard'la Gerrard'ı yan yana koy, hangisi hangisidir bilmez ama yine de ligi senin üstünde bitirir.
Akıllarda kalanlar: Transfere mesafeli duruşu, Baines transferi, sezonun nerdeyse yarısını kalecisiz geçirmesi, sakatlıklar.
Ours Is The Fury: Draftta birinci sıradaydı. Ama bel bağladığı oyuncular beklediği katkıyı sağlamadı. İkincilik ve üçüncülük arasında gidip gelirken son üç haftada tecrübeli VF Beerbarons'a geçildi.
Akıllarda kalanlar: Trippier, 1 liralık Lamela ve Rodwell, Schneiderlin pazarlıkları, sezonun ikinci yarısındaki sessizliği.
Oberyn Martell: Yaptığı draftla ve kurduğu kadrolarla ligi çok daha aşağıda bitirmesi gerekirken, -bazıları tartışmalı- transfer hamleleri ve yanlış sevdalardan geç de olsa dönmesi O'na dördüncülüğü getirdi.
Akıllarda kalanlar: Falcao, Y. Toure-Ings transferi, Mance Rayder'a attığı kazıklar.
Lannister Always Pays Their Debts: Draftta aldığı oyuncular gayet iyiydi, tabi sakat olmasalardı. Daha yükseklerde bitirmesini bekliyordum. Sonlara doğru ivme kazanarak küme düşme hattından sıyrılmayı bildi.
Akıllarda kalanlar: Genç ingilizler, sakatlar ordusu, Kane, Lukaku.
Hodor: Ligin yeni fakat oldukça iddialı üyesi lige hızlı giriş yaptı, sezon sonunda 6.'lığa kadar düştü. Yine de lige yeni giriş yapan birisi için küme düşmemiş olması başarı, zira daha alt sıralarda bitireceğini bekliyordum.
Akıllarda kalanlar: Transferdeki başarısızlığı ve isyanı, Wanyama+Matic kalıbı, Pelle sevdası.
Gongem United: Bir önceki sezonun süpriz oyuncusu bu sene aynı başarıyı gösteremedi. İsim yapmış topçulara dayalı takım kurgusu, meyve vermedi ve ligi 7. sırada tamamladı. Bu düzende giderse düşüşü önümüzdeki sezon da devam edebilir.
Akıllarda kalanlar: Kostiiii, Ramses, Mesut, Bainesi verip karşılığında C. Adam+Lovren'i alması.
Valar Morghulis: Sürpriz ata oynamayı seven bir oyuncu. Ama işler tabloda da açık bir biçimde görüldüğü gibi hiç de iyi gitmedi. Sezon başladıktan sonra daha bir ay dolmadan top 3 pick'ini verip kumar oynadı. Kaybettiğini söylememize gerek olduğunu düşünmüyorum.
Akıllarda kalanlar: Lallana, Hoilett, Drogba, Kimde lan bu "Connor" Wickham.
Mance Rayder: Yanlış draft, yanlış transfer, yanlış seçimler. Tamamen başarısız geçen bir sezon. Şunu da iyi yaptı denilebilecek hiç bir taraf yok.
Akıllarda kalanlar: Sakat Sturridge, Çuval Howard, F. Luis, B. Davies, Bedavaya verilen Ings.
True King: İyi kadro, kötü hocanın eline düşerse neler olurun cevabı. Güzelim adamlar yedekte heba olup giderken öylece baktık. Adadan ilk ayrılan isim.
Akılda kalanlar: X oyuncuyu istediğinde abi O'nu kadromda düşünüyorum cevabı.
Mavera/Caretaker İbo: Lige dahil edilmesi bile çokça tartışmaya neden olmuştu. Bereket seneye yok. Bizimle değilsin.
Akılda kalanlar: 22.12.2014 tarihinde hatay cafe mania'da yaşanan ve hafızalardan silinmeyecek konuşmalara sahne olan o karanlık gece.

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Premier League 2014-2015 Özeti


2015-2016 sezonunun başlamasına sadece 16 gün kaldı. Yeni sezon başlamadan, geçtiğimiz sezonu olabildiğince objektif bir biçimde ele almaya çalışacağım bu yazı, her kişisel değerlendirmede olduğu gibi mutlaka subjektif bakış açısından etkilenecek ve kişisel/duygusal ifadeler içerecektir. Bunu en aza indirgemenin bilinen en kolay yolu ise istatistiki bilgilerden olabildiğince faydalanmaktır. Tabi bu da istatistik bilimine olan bakış açınıza göre yanlış bir önerme olabilir. Sir Alex Ferguson'un istatistiklerle ilgili meşhur kalıbını kullanmak gibi bir klişeye imza atmayı düşünmüyorum. Amacımız görülmeyeni göstermek, bilinmeyeni söylemek değil; sadece hafızaları tazelemek.

Premier League 2014-2015 sezonu 24 Mayıs 2015'te oynanan son maçların ardından sona erdi ve Chelsea son 10 yıldaki 4. şampiyonluğunu kazandı. Lig sona erdiğinde oluşan tablo şu şekildeydi.


Ekipte kimsenin Chelsea'nin şampiyonluğuna şaşırdığını sanmıyorum. Sezon öncesi tahminlerde -sadece 3 kişi göndermiş olsa da- benzer bir tablo vardı. Hatta "Oyuncu" ilk üç takımı sıralı bir biçimde doğru tahmin ederek nokta atışı yapmıştı. Beklenen takım şampiyon oldu ancak beklenen çekişmenin -özellikle geçen sene ve City'nin QPR'yi son maçta 3-2 yenerek şampiyon olduğu seneki gibi- olmadığı  tırnak içinde yavan bir sezondu. Avrupa kupalarına gitmeye hak kazanan takımlarla ilgili kısa notlarım ise şu şekilde:

Geçen sene 82 puan alarak ligi 3. sırada bitiren Chelsea, bu sene 87 puanla ve en yakın rakibine 8 puan fark atarak şampiyon oldu. Sadece 3 mağlubiyet aldılar (Newcastle, Tottenham ve şampiyonluğu matematiksel olarak garantiledikten sonra da Wes Bromwich). Bu üç yenilgi de dış sahada geldi. İç saha maçlarının %31,6'sı 2-0 sonuçlandı. Maç başına attıkları gol ortalaması 1,92; yedikleri ise 0,84.  Ligin en az gol yiyen takımıydı. Gollerinin 20'si D. Costa'dan; 14'ü Hazard'dan; 7'si ise Remy'den geldi. Hazard durdurulamaz bir makina gibiydi. Fabregas 18 asisstle hem takımın hem de ligin asist kralı oldu. Gizli kahramanları ise rahatlıkla Matic'ti diyebiliriz.

Sezon başlamadan önce Chelsea'yi en fazla zorlayabilecek takımın M. City olduğu düşünülmekteydi; öyle de oldu. Geçen sene aldığı puandan sadece 7 puan az aldı ama genel olarak geçen seneki performansı gösterdiğini söyleyemeyiz.  Alt sıralardaki takımlara puan kaybetmese de bu sezon küme düşen Burnley'i hiç yenemedi. Maç başına ortalama 2,18 gol atarak bu alanda ligin lideriydi. Aguero 30 maçta 26 gol atarak yine takımın gol yükünü sırtladı. Onu 12 golle D. Silva ve 10 golle Y. Toure izledi. Ancak Y. Toure sezonun ilk yarısında neredeyse hiç yoktu ve bir önceki sezonki oyunundan da oldukça uzaktı. Fernando ve Fernandinho'nun maçlara etkisi ne kadardı diye sorsak birçok arkadaştan "hangisi Fernando'ydu" şeklinde cevap almamız kuvvetle muhtemel. Defansları vasattı. Hart ise "yıldız kaleci" trenini çoktan kaçırmış görünüyor.

Arsenal yine çizgisini korudu ve şampiyonluğu "sadece" kovalayan ama ona ulaşma performansını gösteremeyen; yine de her sene şampiyonlar ligi vizesini alan takım hüviyetini perçinledi. Giroud'un sakat olduğu dönemde uzun süre forvet sıkıntısı çektiler. Her ne kadar A. Sanchez o görevi layıkıyla yerine getirse de sezon sonunda maç başına attıkları gol ortalaması Chelsea'den düşüktü: 1,87. Sanchez 16, Giroud 14, Cazorla ise 7 golle takımın en golcü oyuncularıydı. Wenger acaba sağ açıkta Walcott'un yerine mi oynatır, forvet arkası mı dener diye kendi kendimize sorduğumuz Sanchez, takıma çok kısa sürede uyum sağladı ve takımın en iyi oyuncusu oldu. Özellikle Ramsey ve Giroud'un sakatlıkları takımı olumsuz etkiledi. Mesut'un durağan ve etkisiz oyunu, Cazorla'yı ön plana çıkardı. Defanslarının ise geçtiğimiz yıllara göre daha sağlam olduğunu gördük. Koscielny'nin bu anlamda bir adım öne çıktığını söyleyebiliriz. Wenger, Szczesny'i kesme projesinden darbe yemedi; Ospina birinci sınıf bir kaleci olduğunu göstererek -özellikle bire birlerde- bir çok maçta takımını ayakta tutan isim oldu.

M. United diğer takımların da yardımıyla ligi 4. sırada tamamladı. Van Gaal'in ne defans kurgusunu ne de takım dizilişini çözebildik. Transfer döneminde ciddi paralar harcayarak Rojo, D. Blind, Herrera, Di Maria ve Falcao'yu aldılar. Sezon boyu Smalling kadar -4- gol atan Falcao. Birbirinden sıkıcı maçlar (Leicester'a 5-3 yenildikleri maçı hariç tutuyorum) izlettiler. Nerede oynayacağını şaşıran Rooney 12 gol, bitik Van Persie 10 gol, Mata ise 9 gol attı. Kendi evlerinde oynadıkları maçların ilk yarısı %26,3 oranla 0-0 sona erdi. Maç başına 1,63 gol ortalamasıyla oynadılar. Az gol yemeleri sayesinde dördüncü sırada bitirdiler: Maç başına 0,97. De Gea olmasa o defansla ligi daha alt sıralarda bitirebilirlerdi. Di Maria ilk haftalarda parladı, ondan sonra yokları oynadı. Geçen sene küstürülen Mata bu sene daha fazla forma şansı buldu. Ama bu sezon çok iyiydi diyebileceğim bir oyuncuları aklıma gelmiyor.

Harry Kane. Tottenham, genç yıldızı sayesinde Avrupa Kupalarına gitmeye hak kazandı desek çok da yanlış söylemiş olmayız. İlginç bir biçimde, evinde oynadığı maçların ilk yarısında en fazla görülen skor (%26,3) 0-1. Maç başına attıkları gol ortalaması 1,53; yedikleri ise 1,39. M. City, Stoke City ve kötü Liverpool'a iki maçta da yenildiler. Genç sağ bekleri Dier ve Rose ortalamanın üzerinde performans sergiledi. Eriksen ve Chadli de atakta oldukça etkiliydi. Ancak defansın göbeğinde yaşadıkları sorunlar ligde daha yukarı tırmanmalarının önündeki en büyük engel oldu. Kane'nin attığı 21 golün yanı sıra Chadli 11, Eriksen de 10 gol attı. Sağlam bir orta saha ve merkez defans transferi ile bu sene de ilk dördü zorlayacaklardır.

Sempati duyduğum Liverpool'la ilgili herhangi bir değerlendirme yapmak istemiyorum. Durumları ortada. Suarez'den gelen ve yanlış adamlara gereğinden fazla bonservis bedeli ödenerek çarçur edilen para; transferlerin takıma katkı sağlamaması; Rodgers'ın nerdeyse her maç farklı taktik denemeleri; takımın en etkili golcüsü Sturridge'nin nerdeyse sezonun tamamını sakat geçirmesi; Balotelli'ye fazlaca gösterilen sabır vb. durumlardan dolayı takım ligi 6. sırada tamamladı. Daha da aşağıda tamamlayabilirlerdi. 7. Sıradaki Southampton'nun 6.'lığını gasp ettiklerini düşünüyorum.

Sezon boyunca beklenenin üzerinde performans gösteren takımlar ve oyuncular vardı. Kısıtlı kadrosuyla ve hatta en iyi oyuncusunu devre arasında City'ye kaptıran Swansea bu takımların başında geliyor. Arsenal ve M. United'ı hem içerde hem dışarda yenmeleri büyük başarıydı. Aynı şekilde sezon önce kaliteli oyuncularını satmak zorunda kalan Southamton da yerlerine aldığı oyuncularla aynı oyunu sergilemeyi başardı ve ligi 8. sırada bitirdi. Pelle yerine bir forvet almış olsalardı ilk beşte bile bitirebilirlerdi. Çoğunluğun küme düşeceğini düşündüğü Leicester da ligin son 10 haftası muazzam bir form yakalayarak ligi 14. sırada bitirdi. Crystal Palace Pardew'le, Stoke City ise Hughes'la korkulacak takım haline geldi. Crystal Palace evinde City'i devirdi; Liverpool'u ise iki maçta da 3-1'lik skorlarla yenmeyi başardı. Stoke City evinde Arsenal'i 3-2 yendi. Ligin son haftası ise Liverpool karşısında aldıkları 6-1'lik galibiyet hala hafızalarda.
A. Sanchez'den şahsen bu kadar kısa sürede bu kadar büyük bir katkı beklemiyordum. Benim beklentim -Wenger faktörü nedeniyle- daha düşük olduğu için beklenenin üzerinde performans gösteren oyuncular arasında sayabilirim. Küme düşmelerine rağmen QRP'den C. Austin, Burnley'den D. Ings ve Trippier takımlarını kümede tutmak için çok mücadele ettiler ama olmadı. Önümüzdeki sezon Ings'i Liverpool, Trippier'i ise Tottenham formasıyla yine izleme şansı bulacağız. Tottenhamda Kane ve Rose; Southampton'dan J. Fonte ve Bertrand, Crystal Palace'tan Jedinak dikkat çekici performans gösteren oyunculardandı.

Bir de hayal kırıklığı yaratan oyuncular ve takımlardan bahsetmek gerekiyor. İlk akla gelenler şüphesiz Merseyside takımları: Geçen seneyi mumla arayan Liverpool ve bir ara taraftarlarına küme düşme korkusu dahi yaşatan Everton. Her ne kadar isim yapmış yaşlı oyuncuları transfer eden QPR birçokları tarafından bu kapsamda değerlendirilemese de Newcastle, kesinlikle hayal kırıklığı yaratan bir diğer takım oldu.
Bu kapsamda değerlendirilebilecek oyuncular ise hemen akla geliyor zaten. Bunların bir numarası ise M. Balotelli. Çok kötüydü. 940 dakika sahada kaldı ve sadece 1 gol atabildi. Hadi Falcao hocadan da darbe yedi diyelim. Yine de Jagielkadan daha fazla gol atmasını bekliyor insan. Howard da bu kategoride ele alınmalı. Dünya kupasındaki performansından sonra böyle bir düşüşü kimse -en azından ben- beklemiyordu. Birçok maçta kurtarış dahi yapmadı/yapamadı. Riviere, A. Herhandez, R. Ferdinand, Lambert, Zarate, Mangala, Barkley de yine hayal kırıklığı yaratan ya da beklenen performansın çok altında kalan bir oyuncular olarak değerlendirilebilir. 

Bu sezon birbirinden güzel goller atıldı. Geriden başlayalım.

Yazıyı, kişisel değerlendirmelerime göre oluşturduğum yılın 11'ini aktararak bitiriyorum.


15 Haziran 2014 Pazar

14 Haziran 2014: İngiltere'nin İlk Ciddi Sınavı

Merakla beklediğimiz İngiltere 4-2-3-1 taktiğiyle çıktığı D grubundaki ilk maçında İtalya'ya 2-1 yenildi. 
Kalede Hart; geri dörtlüde Johnson, Jagielka, Cahill, Baines; ortada Gerrard ve Henderson; sol tarafta Rooney, sağda Welbeck, forvet arkası Sterling ve ilerde Sturridge dizilişiyle sahaya çıktılar. 


En başta şunu söylemek gerekiyor. İngiltere oynadığı oyunla bu maçtan puansız ayrılmayı haketmedi. İtalya doğru dürüst top oynamadan maçı kazandı. Şaşırtıcı değil tabi. İngiltere açısından maçı değerlendirecek olursak:
1- Bu takımın en zayıf yeri defansı. Hart belki daha önceki kaleciler dikkate alındığında (D. James, P. Robinson, Green felaketleri) iyi bir kaleci ama hala üst düzey bir kaleci değil. Johnson formsuz, 31 yaşındaki Jagielka'nın uluslararası maç eksiğini belli oluyor ve Cahill de sanki sürekli nerede durması gerektiğini hatırlatan bir Terry'ye ihtiyaç duyuyor. Baines ise benim için dünkü maçtaki en büyük hayal kırıklığı oldu. Hem defansta hem ilerde etkisizdi. Özellikle İtalya'nın ikinci golünde Candreva'ya bu kadar rahat orta yaptırması kalitesine yakışmadı. Tabi önünde oynayan ve defansif anlamda Baines'e hiç yardım etmeyen Rooney'e de değineceğiz.
2- Kornerler felaketti. Maçta 9 korner kullandılar ve hiçbiri tehlike yaratmadı. Sürekli arka direğe kesmeye çalıştılar. Soldan Gerrard sağdan Baines kullandı ve Baines üst üste kötü kullanınca sağdan da Gerrard kullanmaya başladı ama o da kornerleri iyi kullanamadı. Üzerinde çalışmaları gerekiyor diye düşünüyorum. O kadar korneri İtalya kullanmış olsaydı en az iki gol çıkartırlardı.
3- Rooney "ben artık büyük topçu değilim" diye bağırıyor. Her ne kadar golün asistini yapmış olsa da banko ilk onbir oyuncusu görüntüsünden oldukça uzak. İlerde oynamak istiyor ve Hodgson onu sol tarafta oynattığı için -birçok ortamda bunu dile getirmekten çekinmiyor- mutsuz. İsteksiz, keyifsiz ve yerini yadırgıyor. Maçtaki efsane korneri de uzun süre unutulmayacak cinstendi. Kendisine, Scholes'ün "Rooney o treni kaçırdı, O artık bir yıldız değil" açıklaması hatırlatıldığında "ne dediği umrumda değil" dese de, nerde yanlış yaptığını düşünmeye başlaması gerekiyor. Hodgson Uruguay ve Kosta Rika maçlarında Barkley (maça sonradan girdi ve takıma hareket getirdi) ve Lallana alternatiflerini daha ciddi düşünmek zorunda.
4- Sturridge bu takımın alternatifi olmayan tek adamı. Gol yollarında etkili, bitirici ve hızlı. İlerde yapılması gereken ne varsa yapıyor. Liverpool ağırlıklı hücum hattında nerde durması, nereye gitmesi gerektiğini çok iyi biliyor. İngiltere uzun yıllar aradığı ve bulamadığı forvetini buldu.
5- Sterling bu turnuvanın genç yıldızı olabilir. Taktik dizilişte forvet arkası olarak görünse de sağ tarafı daha çok kullandı. Sturridge'ın attığı gol, sol taraftan Rooney'nin yaptığı orta ile geldi ama İngiltere ataklarının nerdeyse tamamı Sterling'in olduğu sağ taraftan geldi. Çok hızlı ve hiç zorlanmadan adam geçebiliyor. Sağda Johnson'a yardım etti ve maç boyunca hiç durmadı. Şu ana kadar yapılan maçlarda izlediğim en iyi oyuncu -belki Oscar'la birlikte- diyebilirim.

Eski yıllardaki İngiltere'nin aksine bu takım atağı daha fazla düşünüyor. "Uzun top oyna - uzun forvet topu indirsin" anlayışını terketmiş olmaları seyir zevkini de arttırmış görünüyor. İtalya karşısındaki bu İngiltere'yi -olumsuz tarafları olmasına rağmen- ben beğendim. Gerrard'ın pozisyonu bence penaltıydı ve verilmiş olsa ortaya bambaşka bir tablo çıkabilirdi. Bu oyunlarını devam ettirirlerse gruptan çıkacaklarını düşünüyorum.

14 Haziran 2014 Cumartesi

Flying Dutchman a.k.a. Van Persie

-Muazzam-

13 Haziran 2014: Bir Dev(r)in Çöküşü (mü?)


Son yıllardaki turnuvalarda maçları izlenemez bir hale getiren, insanların ötenazi hakkını daha yüksek bir şekilde dile getirmelerine neden olacak kadar sıkıcı futbol oynayıp şampiyonluklar yaşayan İspanya hakettiği cezayı sonunda buldu. Dün oynanan maçta Hollanda İspanya'yı rezil etti: 1-5.
İçimin yağları eridi. 

-Hocam 5 yeter mi?-

* Fazlaca analiz yapmaya gerek yok. Robben ve V. Persie'ye karşı Pique ve Ramos'lu ağır defans ikilisiyle "high-line defence" oynadı ve tarihinin en ağır yenilgilerinden biri aldı.
* Brezilya doğumlu Diego Costa, milli takım için Brezilya yerine İspanya'yı seçtiği için maç boyunca yuhalandı. Muhtemelen turnuva boyunca -İspanya ne kadar ilerleyebilir bilinmez- bunu her maç göreceğiz. 
* 2012 Avrupa Şampiyonasındaki başarısızlıkları -her ne kadar Almanya ve Portekiz'in olduğu zor bir grupta yer almış olsalar da- ve tecrübesiz oyunculara sahip olmaları nedeniyle Hollanda'ya turnuva öncesinde fazla şans vermeyenler (ben de dahil olmak üzere) için de büyük bir süpriz oldu.
* İspanya 2010 Dünya Kupası'nda da ilk maçta İsviçre'ye yenilmiş ama yine de kupayı evine götürmüştü. Ama bu mağlubiyet biraz farklı. O maçta "şanssız" yorumu yapılabilirdi belki ama Hollanda karşısında 1-0 öne geçmesine rağmen farklı kaybetmesi, maç içinde hiçbir tepki gösterememesi, ve her şeyden öte 5 gol birden yemesinin takımdaki etkisi yıkıcı olacaktır.
* Arkada boşluk bırakıldığında Robben'in affetmediğini sayısız kez görmüştük; kendisi bir kez daha hatırlattı.
* Van Persie ve Robben dışında D. Blind de göze çarptı. 
* Van Persie'nin ilk yarının son dakikalarında attığı gol ise bitiricilik ve aklın bir araya geldiğinde neler olabileceğini gösterdi. Van Persie seneye Van Gaal yönetimindeki Manchester'de coşabileceğinin sinyallerini de verdi.


* Umarım tez zamanda futbolu İspanya-Barcelona ekolünden ve Mourinho-Yunanistan stilinden kurtaracak sistemler/taktikler gelişir, yaygınlaşır.

İspanya 1 - 5 Hollanda.

İzlemeyi geçtim, yazması bile o kadar keyifli ki. Siz de evinizde deneyebilirsiniz. %100 çalışıyor.

12 Haziran 2014: Açılış Maçı (Brezilya-Hırvatistan)


Almanya'nın Kosta Rika'yı 4-2 yendiği 2006 Dünya Kupasındaki açılış maçını saymazsak en gollü açılış maçlarından birini izledik ve bu maçta Brezilya Hırvatistan'ı 3-1 mağlup etti.

Brezilya her ne kadar en güçlü şampiyon adaylarından biri olarak kabul edilse de bana göre Hırvatistan karşısında oldukça kırılgan bir yapıya sahip olduğunu gösterdi. En geride T.Silva ve Luiz, yanlarında Marcelo ve D. Alves'li defans hattının çok fazla hata yaptığını gördük. D. Alves nerdeyse maç boyunca defansif görevlerini aksattı. İlk golü de onun olduğu bölgeden yediler. Sürekli ileri çıktığı için T. Silva da vasat göründü. L. Gustavo çoğu zaman geriye gelerek defansına yardım etmeye çalıştı. J. Cesar formda günlerinden uzak ve güven vermiyor. Turnuva başlamadan önce benim gözümde Paulinho bu takımın orta sahasını ayakta tutacak ve sıklıkla atağa çıkarak hücuma yardım edecekti. Vasat bir maç çıkardı. İlerde Fred takımına penaltı -kesinlikle yanlış karar- kazandırmak dışında hiçbir şey yapmadı. Ama bana göre takımın en kötüsü Hulk'tu. Adeta sahada yoktu. Scolari 70 dakika nasıl tahammül etti anlamak mümkün değil. Bundan sonraki maçlarda hocası O'nun yerine Bernard'ı oynatırsa şaşırmam; hatta oynatması gerekir. 

Brezilya'da sadece iki oyuncu iyiydi diyebiliriz. Bir tanesi Neymar. İki gol attı. Bir tanesi penaltıdan da olsa ataklara hareketlilik getirdi. Ama maçın yıldızı -FIFA Neymar'ı seçmiş olsa da- şüphesiz Oscar'dı ve performansıyla beni oldukça şaşırttı. Mourinho'nun Chelsea'sinde defansif yönünü geliştirdiğini görmüştük ama sahanın içinde bu kadar "sağlam" duracağını hiç tahmin etmiyordum. Nerdeyse tüm ikili mücadeleleri kazandı. Orta sahanın sağ tarafına yakın oynasa da orta sahanın ortasına ve ileri uç oyuncularına sürekli yardım etti. Ve güzel oyununu harika bir golle süsledi.

Turnuva öncesi Brezilya takım kadrosuna baktığımızda aklımızdaki düşünce şuydu: Genelde defansif yapıya sahip oyunculardan oluşuyor. Defansta ve orta sahada sağlam bir oyun sergileyip Hulk, Neymar vs. gibi hızlı ve yetenekli oyuncularıyla kontra atak ağırlıklı oynar. Beklentilerimizi karşılamayan bir Brezilya gördük: Atak yapmaya çalışıyor, defansta çok ciddi açıklar veriyor ve ileride ciddi bir tehlike de yaratamıyor. Bu oyunuyla Brezilya gruptan çıkar (gruptaki diğer iki takım olan Meksika ve Kamerun'un ne kadar kötü olduğunu izledik) ama bu şekilde oynamaya devam ederse turnuvada çok fazla ilerleyemezler. Bu yorumu, FIFA'nın güzide hakemlerini ve şu ana kadar izlediğimiz maçlarda verdikleri rezil kararları bir kenara bırakarak yapıyorum.  

Hırvatistan'a da bir parantez açmak gerekiyor. Bu takımın yükselişte olduğunu biliyorduk ve gruptan çıkma konusunda Meksika'nın bir adım önünde olduğunu düşünüyorduk. Ama benim izlediğim Hırvatistan Meksika'nın bir değil birkaç adım önünde. Hala mı milli takım kadrosuna çağırılıyor bu adam dediğim Olic sol tarafta -gayet etkili- oynadı ve D. Alves'in çok ilerde oynamasını çok iyi değerlendirdi. İlk golün mimarıydı. Rakitic, Kovacic ve Modric'le güzel kontraya çıkıyorlar. İlerde sıradan Jelavic yerine Manzukic'le Meksika'yı rahat geçip 2. tura kalırlar.

12 Haziran 2014 Perşembe

H Grubu

Cezayir

Teknik Direktör : Vahid Halilhodžić

No.
Pos.
Player
DoB/Age
Caps
Club
1GK
(1986-04-25)25 April 1986 (aged 28)
27
1GK
(1985-03-19)19 March 1985 (aged 29)
7
1GK
(1985-01-09)9 January 1985 (aged 29)
1
2DF
(1982-10-07)7 October 1982 (aged 31)
61
2DF
(1986-09-02)2 September 1986 (aged 27)
28
2DF
(1984-10-09)9 October 1984 (aged 29)
26
2DF
(1985-05-15)15 May 1985 (aged 29)
25
2DF
(1989-01-01)1 January 1989 (aged 25)
13
2DF
(1988-03-05)5 March 1988 (aged 26)
6
2DF
(1991-02-01)1 February 1991 (aged 23)
5
2DF
(1991-10-22)22 October 1991 (aged 22)
2
3MF
(1984-05-15)15 May 1984 (aged 30)
29
3MF
(1984-05-14)14 May 1984 (aged 30)
24
3MF
(1983-08-30)30 August 1983 (aged 30)
22
3MF
(1989-12-26)26 December 1989 (aged 24)
18
3MF
(1992-02-29)29 February 1992 (aged 22)
10
3MF
(1987-01-31)31 January 1987 (aged 27)
76
3MF
(1990-02-08)8 February 1990 (aged 24)
5
3MF
(1994-11-24)24 November 1994 (aged 19)
2
3MF
(1991-02-21)21 February 1991 (aged 23)
1
4FW
(1987-11-25)25 November 1987 (aged 26)
21
4FW
(1988-06-18)18 June 1988 (aged 25)
19
4FW
(1990-04-20)20 April 1990 (aged 24)
5

En önemli oyuncuları Feghouli. Oyuncular tecrübesiz bununla birlikte teknik direktörlerinin de ilk Dünya Kupası olacak. Sıfır çekip evlerine döneceklerini düşünmüyorum, grubun şeklini çizecek maçlar oynacaklardır. Sıfır çeker diye üzerini çizmeyin yanılırsınız.

Belçika

Teknik Direktör : Marc Wilmots

No.
Pos.
Player
DoB/Age
Caps
Club
1
1GK
(1992-05-11)11 May 1992 (aged 22)
16
2
2DF
(1989-03-02)2 March 1989 (aged 25)
34
3
2DF
(1985-11-14)14 November 1985 (aged 28)
48
4
2DF
(1986-04-10)10 April 1986 (aged 28)
59
5
2DF
(1987-04-24)24 April 1987 (aged 27)
56
6
3MF
(1989-01-12)12 January 1989 (aged 25)
48
7
3MF
(1991-06-28)28 June 1991 (aged 22)
22
8
3MF
(1987-11-22)22 November 1987 (aged 26)
50
9
4FW
(1993-05-13)13 May 1993 (aged 21)
29
10
3MF
(1991-01-07)7 January 1991 (aged 23)
45
11
3MF
(1987-10-05)5 October 1987 (aged 26)
44
12
1GK
(1988-08-06) 6 August 1988 (age 25)
14
13
1GK
(1985-08-11) 11 August 1985 (age 28)
1
14
4FW
(1987-05-06)6 May 1987 (aged 27)
24
15
2DF
(1978-02-07)7 February 1978 (aged 36)
79
16
3MF
(1988-04-15)15 April 1988 (aged 26)
43
17
4FW
(1995-04-18)18 April 1995 (aged 19)
2
18
2DF
(1985-03-20)20 March 1985 (aged 29)
26
19
3MF
(1987-07-16)16 July 1987 (aged 26)
55
20
3MF
(1995-02-05)5 February 1995 (aged 19)
1
21
2DF
(1987-10-24)24 October 1987 (aged 26)
25
22
3MF
(1989-10-02)2 October 1989 (aged 24)
20
23
2DF
(1985-08-05)5 August 1985 (aged 28)
8
Kadro çok iyi, her mevkide tek tek bakıldığında çok iyi oyuncuya sahipler, zayıf halka olarak sağ bek gösterilebilir belki, onu dahi vasat üzeri olarak değerlendirebiliriz. Fakat içinde bir his var, bu takımın en turnuvanın en büyük hayal kırıklığı olacağı yönünde. Çok gençler, ama klüp takımlarında hepsi yeterince tecrübe kazanmış durumda, fakat bir şey var ki...Bilemiyorum, takibimdesin Belçika.

Rusya

Teknik Direktör : Fabio Capello

No.
Pos.
Player
DoB/Age
Caps
Club
1
1GK
(1986-04-08)8 April 1986 (aged 28)
68
2
2DF
(1986-11-16)16 November 1986 (aged 27)
11
3
2DF
(1991-04-27)27 April 1991 (aged 23)
4
4
2DF
(1979-07-14)14 July 1979 (aged 34)
96
5
2DF
(1989-03-24)24 March 1989 (aged 25)
1
6
4FW
(1991-07-14)14 July 1991 (aged 22)
2
7
3MF
(1984-05-17)17 May 1984 (aged 30)
43
8
3MF
(1987-01-27)27 January 1987 (aged 27)
26
9
4FW
(1991-03-19)19 March 1991 (aged 23)
21
10
3MF
(1990-06-17)17 June 1990 (aged 23)
32
11
4FW
(1982-11-27)27 November 1982 (aged 31)
80
12
1GK
(1990-05-26)26 May 1990 (aged 24)
3
13
2DF
(1987-05-22)22 May 1987 (aged 27)
5
14
2DF
(1982-06-20)20 June 1982 (aged 31)
78
15
3MF
(1993-01-25)25 January 1993 (aged 21)
1
16
1GK
(1980-09-19)19 September 1980 (aged 33)
1
17
3MF
(1990-07-29)29 July 1990 (aged 23)
7
18
4FW
(1983-08-20)20 August 1983 (aged 30)
60
19
4FW
(1984-07-19)19 July 1984 (aged 29)
17
20
3MF
(1986-04-22)22 April 1986 (aged 28)
19
21
4FW
(1989-02-18)18 February 1989 (aged 25)
5
22
2DF
(1984-02-09)9 February 1984 (aged 30)
12
23
2DF
(1987-01-22)22 January 1987 (aged 27)
22
Takımın tümü Rusya' da oynayan oyunculardan oluşturulmuş Capello tarafından. Dzagoev en önemli silahları. Avrupa Şampiyonasındaki şansızlığı bu sefer yaşamayacaklarını düşünüyorum. Rusya, teknik direktörleri olan Capello' ya olan inançlarını kontratını 2018' de kendi evlerinde düzenlenecek olan Dünya Kupasına kadar uzatarak gösterdiler. Çok tecrübeli bir hoca olan Capello Rusları belli bir seviyeye getirerek en azından kendi evinde yarı final oynatacağını düşünüyorum, ama Brezilya' da değil.

Güney Kore

Teknik Direktör : Hong Myung-Bo

No.
Pos.
Player
DoB/Age
Caps
Club
1
1GK
(1985-01-04)4 January 1985 (aged 29)
60
2
2DF
(1985-09-12)12 September 1985 (aged 28)
8
3
2DF
(1990-02-13)13 February 1990 (aged 24)
3
4
2DF
(1981-07-08)8 July 1981 (aged 32)
34
5
2DF
(1990-02-27)27 February 1990 (aged 24)
20
6
2DF
(1989-06-27)27 June 1989 (aged 24)
3
7
3MF
(1989-10-06)6 October 1989 (aged 24)
27
8
3MF
(1985-03-02)2 March 1985 (aged 29)
13
9
4FW
(1992-07-08)8 July 1992 (aged 21)
24
10
4FW
(1985-07-10)10 July 1985 (aged 28)
63
11
4FW
(1985-04-11)11 April 1985 (aged 29)
63
12
2DF
(1986-12-24)24 December 1986 (aged 27)
11
13
3MF
(1989-02-27)27 February 1989 (aged 25)
36
14
3MF
(1990-04-19)19 April 1990 (aged 24)
9
15
3MF
(1989-03-10)10 March 1989 (aged 25)
10
16
3MF
(1989-01-24)24 January 1989 (aged 25)
58
17
3MF
(1988-07-02)2 July 1988 (aged 25)
54
18
4FW
(1988-04-14)14 April 1988 (aged 26)
26
19
4FW
(1991-05-28)28 May 1991 (aged 23)
27
20
2DF
(1989-08-12)12 August 1989 (aged 24)
24
21
1GK
(1990-09-30)30 September 1990 (aged 23)
5
22
2DF
(1987-01-16)16 January 1987 (aged 27)
13
23
1GK
(1989-04-02)2 April 1989 (aged 25)
0
Teknik direktörleri Hong Myung-Bo, Güney Kore/Japonya ortaklığı ile düzenlenen 2002 Dünya Kupasında takımın defansının bel kemiğiydi, şimdi klübede kendi tecrübelerini oyuncularına aktaracak. Takımın ileri ucunda bulunan 21 yaşındaki Leverkusen forması giyen Son Heung-Min' e dikkat derim.Hızlı, çevik ve topla çalım atabilen bir oyuncu olan Son Heung-Min Güney Kore maçlarını izlemem için tek sebep olacak. Kalanı çekik gözlü işte.